Sigarayı bırakıyorum bırakıyorum bırakıyorum bırakamadım dur. (çizimde murthy‘e teşekkürler)
dünya ergenlerin götüne sürtünerek döner. ortaokul ve lise günlerimi düşündükçe bu lafı daha da ciddiye alıyorum. mesela şöyle bir mevzu var. ortaokula başladıktan kısa süre sonra sınıftaki herkesle enseye şaplak göte parmak denen samimiyet mertebesine ulaştığımı daha önce söylemiştim. ve siz dostlarım da bunun mecazi bir tabir olduğunu düşünmüştünüz. gururla, iftiharla ve yavşaklıkla belirtiyorum ki yanıldınız.
dur dahasi var »
Size saksıda büyüdüğümü söylemiştim. Her şeyin en iyisini öğrenmem gerekliliğiyle ilgili çeşitli psikolojik zırvalarla ve yoğun bir aile baskısı altında büyüdüm. Büyüdüğüm zaman ve mekan şartlarını göz önünde bulundurursak bu gerekliydi sanıyorum, aynı şartlar altında bulunan bir ebeveyn olsam ben de aynı şekilde davranabilirdim. Ama o yaşlarda, bu tavır ve davranış aşılayışlarının bugün nasıl bir getirisi olduğunu sorgulamaktan çok, yıllardır götürdüğü şeyleri hesaplamakla geçiyor ömrüm. Tunceli’de inekler ve danalar arasında doğdum, bugün içinde bulunduğum öküzlüğün dışavurumunda doğum olayımın etkisi gayet tabi büyüktür. Diyarbakır, Mersin derken, yüzyıllar öncesinden kalma yörük hayatının yaşayan son temsilcileri olduğumuzu şimdi daha iyi kavrıyorum.
dur dahasi var »
İçtiğim son sigarayı bir Kütahya Porselen marifeti olan küllüğümde söndürerek, uşağıma “şu küllüğü boşaltır mısın Alberto” diye seslendim, gelip boşalttıktan sonra tekrar getirdi, “teşekkür ederim” diyerek bu kısa sohbeti bitirdim. Alberto, 40-45 yaşlarındaydı. Onu işe alırken aramızdaki farklılıkları göz ardı etmemesini önerdim, yaşım kendisinden bir hayli küçük olduğu halde saygı duymak yerine ona iş yaptırıyordum. İspanyol Çingene ailesi soyundan geliyordu, Türkiye’den önce Fransa’da banliyö evlerinde sefil bir hayat çekerek oradaki Türkler’den öğrendiği kadarıyla Türkiye’de kaçak işçi olarak çalışmanın kolaylıklarını fark etmiş ve yurdumuza gelmişti.
dur dahasi var »
Ne güzel severdik (ya da böyle aşkın ızdırabını s.keyim)
9 temmuz 2009 tarihinde uuth biziklamis.
29

dur dahasi var »
Erkek canlısının içten pazarlıklı hırçın bir tür olduğunu hepimiz biliyoruz. Ama durum her zaman böyle değildi. Küçükken, yani yaşlar 14-15′e gelene kadar “aşk” en gerçek, en doğal, en saf halini yaşatır bünyede. Kızlarda ise bu ergenlikten sonra başlar. Doğa ana dengesini böyle koruyor, netekim erkek 14-15′inden sonra şerefsizleşmeye başlıyor genelde. Bu olay dengeli bir şey olsaydı, yani erkek ve kadın aynı duyguları, aynı davranışları aynı dönemler sergileseydi ortada büyük bir dengesizlik olurdu, kim kime girmiş, kim kimi sevmiş, aşk manyaklığı sarardı yedi cihanı.
dur dahasi var »
Küçük bir çocukken saygıya inanılmaz önem gösterirdim. Sevmediğim uzak akrabamız Arife Abla’nın (zorla elini öptürürdü) çayına suyuna tükürmek dışında kimseye en küçük bir münasebetsizliğim olmamıştır. El bebek gül bebek büyüdükten, belirli bir saatten sonra uyduktan ve yapılacak tek sosyal aktivite benim gibi saksıda yetişmiş arkadaşlarımla çimlerde street fightercılık oynamak olduğundan, belirli zaman aralıklarıyla karşılaştığım “gerçek dünya”ya dair yaşam fonksiyonları beni her daim şok ederek aslında bu dünyaya ait olmadığımı ta o zamanlar yüzüme vurmuştur.
her şey küçük bir akıntıyla başladı, önemsiz bir şey olduğunu düşünerek semt polikliğinde muayene olmaya gittim. yaş olmuş 25 ancak hala hoppidiğiz. poliklinikte, yazık, heralde daha yeni, benden bir yaş kadar küçük bayan bir doktor var. hiç utanmadan indirdim pantolonomu geçtim önüne, sağolsun o da gayet profesyonelce taktı eldivenlerini başladı kurcalamaya. “hemoroid bulgusuna rastlayamadım. bu bir kıl dönmesi, elinizden geldiğince kısa sürede ameliyat olmanız yararınızadır” dedi. pantolonumu giyinip kemerimi takarken “sağol güzelim” diye mırıldandım ve güzel muamelesi için masasına biraz bahşiş bırakarak çıktım.
dur dahasi var »
